aglea

-sence de çok güzel bir hayatım var değil mi? - hı hı...

Bir Sair Göçünce Dünyadan…


“…Kitera’ya Yolculuk / Voyage to Cythera filminde, “sınırdışı” edilmek için, yağmur altında bir sal üzerinde kara sularının dışına bırakılan “vatansız” Spyros’un, o fırtınada o salın üzerinde soğuktan tir tir titreyen ama dimdik duran hâli, Angelopoulos’un dünya sinemasındaki yerinin metaforudur adeta. Filmin son sahnesinde, karısı da onun “yolculuğuna” katılacak, iki sevgili, iki sırdaş birbirlerine sarılarak kocaman denize ve fırtınaya aşklarıyla meydan okuyacaklardır. Bu dünyada örneğine artık sık rastlanmayan bir sarhoşluk, idealistlik ve başkaldırı hâlidir bu. Seve seve ve aşkla ölüme gidiş. Ölümün umut olduğu bir hâldir bu, aynen Mevlânâ’nın ölüme bakışı gibi… Kitera, umutsuzluğun en yoğun olduğu andaki bu tür bir umudu temsil eder. Yokluğun içindeki varlığın; ya da aşkın ülkesi…”

enver gülşen

Görmek

         

Körlük ile görmek… Görmenin basamaklarına, baktığımız perspektiften verdiğimiz isimler… Mekanik perspektiften bakınca, fiziksel olarak görememek körlük anlamına geliyor. Aşk perspektifinden bakınca ise, fiziksel olarak görmek, “görü”nün önemsiz denebilecek kadar küçük bir cüzü. O yüzden Blind’de Marie ile Ruben’in aşkları, fiziksel olarak kör olan Ruben’i, etrafında görebilen tek kişi haline dönüştürüyor. Ruben, Marie gelmeden önce gerçekten kördü. Henüz fiziksel görmeyi hiçleştiren, görmenin diğer katmanlarıyla tanışmamıştı.


(Kaynak: envergulsen.wordpress.com)

“Siir” ve Sair Hâli

        

Yang Mija yaşlı bir kadın. Günlük koşuşturmada ya da yukarıya perdeleri kapanmış insanlık hâllerinde gözlerden kaybolan hakikatleri görebilen ince ruhlu bir insan. Dünyada şairce oturan birisi… Şair ruhunu pratik şiirde göstermeyi öğrenebilmek amacıyla gittiği şiir kursu ve çevresinde gördükleriyle, hayatın şiiri arasındaki uyumsuzluk onun ruhuna acı verir. Bir türlü şiir yazmayı becerememekten şikâyetçidir. Şiir yazan gördüğü herkese nasıl olup da şiir yazabildiklerini sorar. Kendisi ne yapsa bir türlü beceremiyor, bir türlü istediği gibi bir şiir yazamıyordur çünkü.

Şair, çoğunlukla şairliğinden haberdar değildir. Şairlik, bir hâl olarak, şair olanı kendi hâlinin yüceliğinin bilgisinden bigâne kılar. Ne yaparsa yapsın etkisiz görür kendini. Kibir değil ontolojik tevazu vardır onların hâllerinde. Kibri şiirlerinin ana itici gücü yapan şiir-yazanlar ise yazdıkları şiirin şairliğin bir çıktısı olduğunu düşünürler. Acının, sevginin gösterişli kelime işçilikleriyle ifadesi, şairlik hâlinin bir görüntüsü olarak okşanır.

Yang, güzelliğin peşinde olması gereken şiirle, güzelliği çiğneyen “şairlerin” hâllerini bir türlü bağdaştıramaz. İnsanlığın bütün acımasızlığı içinde, hayatın özündeki merhameti, şefkati görebildiği için kendi şairliğine akıl erdiremez. Çünkü şairliği kendi hâlinden çok daha yukarılarda bir şey olarak bilir. Her hâlini şairliğin alameti olarak sayan gösterişçilerin tam tersi şekilde kendi durumunu şairliğe yeterli görmez…

(Kaynak: envergulsen.wordpress.com)

çürüyen sinema


Aşkın Sınırlarını Keşfetmek: "Boy Meets Girl" ↘